Embed

KURTULUŞ SAVAŞINDA MEHTERAN MI VARDI ?

 

Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.

 

Mustafa Kemal Atatürk (1927)”

Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk , yurdumuzu, ulusumuzu düşmanlardan, saldırganlardan, işgalcilerden, gözü dönmüş paylaşımcılardan Türk Ordusu’yla kurtarmış, Cumhuriyeti Türk ulusunun bağrından çıkan Türk Ordusu’yla kurmuştur.

Türk Ordusu, Kurtuluş Savaşı’nın Birinci İnönü, İkinc i İnönü Savaşları’ndan başarıyla çıkmış, sonra Sakarya Meydan Savaşı’yla büyük bir zafer daha kazanmıştır. Sakarya Meydan Savaşı’nı, ardından Büyük Taarruz’u Mustafa Kemal Başkomutan olarak yönetmiştir. 22 gün, 22 gece aralıksız göğüs göğüse süren Sakarya Meydan Savaşı O’nun dahice planlarıyla, üstün yönetimiyle kazanılmıştır . Uzunluğu yüz kilometreyi bulan savaş cephesinde sonunda Yunan köşeye sıkıştırılmış, aç ve cephanesiz bırakılmış, Türk Ordusu sayıca ve silah bakımından kendinden güçlü, paylaşımcı devletlerce desteklenen düşmanı yenmiştir. Savaşı, savaş alanında atının ürkmesiyle düşüp yaralanan Başkomutan Mustafa Kemal, hiç dinlenmeden, çektiği acıya aldırmadan yaralı olarak yönetmiş, Mustafa Kemal’e bu zaferden sonra Gazi ünvanı verilmiş, rütbesi de askerlikteki en üst rütbe olan Mareşal rütbesine yükseltilmiştir.

Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Savaşı (Muharebesi), Kurtuluş Savaşı’nın son aşamasıdır. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa 26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı Türk Ordusu’na, taarruz emrini verdi. Sabah saat dörtte komutanlarıyla Kocatepe’deydi.

Aynı günün akşamı düşmanın altı ayda geçemezler dediği bölgelere girildi, Afyon kurtarıldı. Dumlupınar’da düşman sarıldı.

Başkomutan Meydan Savaşı 30 Ağustos sabahı Türk topçusunun ateşiyle başladı, gün batarken Türk piyadesinin süngü hücumuyla, düşmanın kesin yenilgisiyle sona erdi.

1 Eylül 1922 günü Başkomutan Mustafa Kemal’in emri şöyleydi:

“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”Bundan sonra düşmanın vatan topraklarından tamamen sürülmesi, temizlenmesi, bunun sonucunda da bağımsız bir Türk devletinin kurulması gelir.

Bu savaşın ikinci yıldönümünde 30 Ağustos 1924’te Atatürk şunları demiştir:“Bu büyük zaferin türlü etkinliklerinin üstünde en önemlisi ve yücesi Türk ulusunun kayıtsız şartsız olarak egemenliğini eline almış olmasıdır. Bu olayın tarihimizde ve bütün cihanda ne büyük, ne verimli bir inkılap olduğunu açıklamaya gerek görmem. Ulusumuzun uzun yıllardan beri hanlar, hakanlar, sultanlar, halifeler elinde, onların zorbalık ve baskılı yönetimleri altında ne denli ezildiğini, onların sonu gelmeyen isteklerini sağlamak yolunda ne denli büyük felaketlere ve zararlara uğradığını düşünürsek, ulusumuzun egemenliğini eline almış olması olayının bütün büyüklük ve önemi gözlerimizin önünde belirir.”

Atatürk, Türk Ordusu’nu her sözüyle yüceltmiş, övmüştür:“Kahraman Türk neferi (eri) Anadolu muharebelerinin (savaşlarının) mânasını (anlamını) anlamış, yeni bir mefküre (ülkü) ile muharebe etmiştir (savaşmıştır).” (1921)

Atatürk son mesajını da Türk Ordusu’na vermiştir.

Atatürk’ün Ordu’ya Son Mesajı (Atatürk ağır hastayken söylemiştir):

“Zaferleri ve mazisi insanlık tarihiyle başlayan her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman Türk ordusu!

 

Memleketini, en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmışsan, Cumhuriyet’in bugünkü feyizli devrinde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtalarıyla mücehhez olduğun halde, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.

Bugün, Cumhuriyet’in 15. yılını mütemadiyen artan büyük bir refah ve kudret içinde idrak eden büyük Türk milletinin huzurunda kahraman ordu, sana kalbî şükranlarımı beyan ve ifade ederken, büyük ulusumuzun iftihar hislerine de tercüman oluyorum.

Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini dahilî ve haricî her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve âmade olduğuna, benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır. Büyük ulusumuzun orduya bahşettiği en son sistem fabrikalar ve silahlarla bir kat daha kuvvetlenerek büyük bir feragat-i nefs ve istihkâr-ı hayatla her türlü vazifeyi ifaya müheyya olduğunuza eminim. Bu kanaatle kara, deniz, hava ordularımızın kahraman ve tecrübeli komutanları ile subay ve eratını selamlar ve takdirlerimi bütün ulusun muvacehesinde beyan ederim.

 

Cumhuriyet Bayramı’nın 15. yıldönümü hakkınızda kutlu olsun…”

Mustafa Kemal Atatürk (29 Ekim 1938)

30 Ağustos Zafer Bayramı bir bakıma Türk Ordusu’nun bayramıdır. Türk Ordusu’nun, yani Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bayramı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin görevi, yasalarımıza göre ,Türk yurdunu , Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamaktır.

Geçen yıla dek Zafer Bayramı’nı Türk Ordusu ulusla birlikte kutlar, Genelkurmay Başkanı kutlamaları kabul ederdi. Bayramlar da büyük bir coşkuyla kutlanır, geçit törenleri yapılırdı. Diğer ulusal bayramlarımız okullarda kutlandığı halde 30 Ağustos Zafer Bayramı’ nı yalnızca askerler kutlardı. Halkımız da kutlamalara katılır, ordusuyla kıvanç duyar, onurlanırdı.

Atatürk, Cumhuriyetin Onuncu Yılı Söylevi’nde, Türk milleti’ne seslenmiş, bu kısacık konuşmasında bilirsiniz, sayısız kez “Türk Milleti” demiştir.

Büyük Türk Milleti seslenişini biz ilk kez Atatürk’ten duyduk, Atatürk’ten öğrendik. Bu konuşmasının sonunda Atatürk, bizi birleştiren, bizi bir millet (ulus) yapan şu sözüyle ulusa seslenmiştir:

“Ne mutlu Türküm diyene!”

Atatürk Türk milleti’ni de şöyle tanımlamıştır:

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”Türk Milleti’ni de şu sözlerle övmüştür:“Dünya yüzünde ondan daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir…”

*

Geldik 30 Ağustos 2012 gününe:

Anamuhalefet lideri de içinde, milletimizin adını söyleyen, Cumhuriyeti kuran milletimize adıyla sanıyla seslenen var mı?Yeni anayasa yazdırma gereği neden? Türk adını etnik kökenlerle kim birlikte sayıyor?Türkiyelilik sözünü icat eden kim? Türk sözünden rahatsızlık duyanlar kimler?

Atatürk’ün kurduğu yapıyı, kurumlarını bozmak isteyenler günümüzdeki siyasetçileri kullanıyorlar. Derler ya, al birini vur ötekine! Hiçbir çağdaş ülkede olabileceğini düşünemediğimiz bir de etnik köken ayrımı yapan, bölücü terör örgütüyle gizli saklı değil açıkça kucaklaşan bir partimiz (?) ve bu partinin sözde milletvekilleri bile var.

Askerimizin kanını dökenleri, ülkemiz üzerinde emelleri olan küresel çetenin eli kanlı maşalarını, vatan savunması yapan askerimizin yollarına patlayıcı döşeyenleri koruyanları, en ağır cezalara değil çarptırmak, üstüne üstlük halkımızın ödediği vergilerle onları bir güzel besliyoruz. İktidarın başının, bölücü eli kanlı çeteyle kucaklaşan sözde milletin vekillerine bakıp, “Bize Allah muhabbetlerini artırsın demek düşer demesini olağan karşılayarak, bunların gemi azıya alan azgınlıklarına göz yumuyoruz.

*

Bu en büyük günümüzü kutladık mı?

Kim sabah uyanınca karşılaştıklarına: ”Bayramın kutlu olsun!” dedi?

Ben kime dedimse dediklerim öyle ağzı açık bana baktılar. Ne bayramı gibisine. Liseye yeni başlayacak bir genç kızımız Zafer Bayramı mı, ne olmuş, nedir, ne değildir hiç bilmiyorum dedi. Sonra ekledi. Biz onları ilkokulda okuduk. Bir daha görmedik de…

Kim evine işyerine bayrak astı?

Sahil Güvenlik bile sabah bayrağını asmamıştı. Bayrak ipe sarılı, kapalı öyle duruyordu. Ne bir işyerinde ne bir evde asılı bayrak gördüm.)

Kimler şehitlikleri ziyaret etti, şehitlerimizi andı?

Bu sorunun yanıtını içtenlikle vermelisiniz. Anıtkabir ziyaretlerinin de istatistikleri kaldırılmıştı geçen yıl Genelkurmay tarafından aniden… Atamızın huzuruna çıkanlardan bile artık haberimiz yok… Yüzbinlerce kişi ziyaret etmiştir mutlaka Anıtkabir’i bugün ama kimsenin bundan haberi olmayacak…

Kim bugünü çocuğuna anlattı?

Bugün gördüğüm her çocuğu sınava çektim. Küçükler sınavı kazandı, büyükler sınıfta kaldı.

Kim yakınlarına, çevresine bugünü anlatan yazılar okudu, okuttu?

Sınava çektiğim liseli kızımız, durumundan utanmış, daha sonra Zafer Bayramı neymiş diye açmış ders kitabını okumuş. Tekrar karşılaştığımızda “Kurtuluş Savaşımızı” kısaca özetledi.)

Hem sonra, günlük gazeteleri okuduysanız, televizyonları izlediyseniz “kesik kafa cinayeti “ daha büyük yer buldu sayfalarda, ekranlarda. Sözcü Gazetesi en güzel başlıkla çıktı. Aydınlık Gazetesi’nde Atatürk Kocatepe’de çizimiyle parti başkanlarının genelgesi vardı.

Bir de Atatürk’ün Kocatepe’de yere uzanmış dinlenirken çekilen resmine çocuk resimleri eklemişler sayfalarına koymuşlar bazı gazeteler. Sanırsınız 23 Nisan kutlanacak. Çocuklar Atatürk’ün sırtında, belinde. Akıllarınca ordumuzun bayramını ve ordumuzun büyük komutanını böyle yaparak küçük düşürecekler…

Kim bu büyük bayramın kutlamalarına katıldı?

Kim sabahleyin tören saatinde Atatürk anıtına gitti, Atatürk’ün huzurunda saygı duruşunda durdu ?

Kim televizyonlarda gördükleri üzerinde düşündü?

Ankara’da Atatürk Kültür Merkezi’nde yapılan TRT1’den canlı yayınlanan 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarını bilmem izlediniz miydi? Bir saat on beş dakika süren bir yayındı. Baştan savılır gibi yapılan özensiz bir yayın. Gösterileri doğru dürüst anlatmayan , yayına aldıkları bir konuğu habire konuşturan bir yayın. Yalnızca mehter takımı geçerken geçenleri baştan sona tek tek anlattılar. Önde çorbacıbaşı, arkasında zırhlı muhafızlar, ellerinde devleti, islamiyeti temsil eden kırmızı- yeşil sancaklar diye ballandıra ballandıra anlattılar. Protokolda Başbakan ve yanındakiler tek bunu alkışladılar gördüğüm kadarıyla. Asker geçerken ya konuştular, ya önlerinde bir şeye baktılar ya kara gözlükler ardında nereye baktıklarını belli etmediler…

Sunucu sanki iki dakika önce bunları anlatmamış gibi silbaştan sayıyor : “Önde çorbacıbaşı denilen birlik komutanı. Ardından bayraktar. Arkasında… Tuğ takımı. Tuğ takımının arkasında mehterbaşı, lağımcıbaşı…”Osmanlı’nın Mehteran Birliği’nin Türk Ordusu’nun Zafer Bayramı’nda ne işi vardı? Tarihî Osmanlı Birliği diye de tanıtıldılar. Kurtuluş Savaşımızda mehteran mı vardı? Osmanlı’dan kalan bu kültürle Zafer Bayramı arasında ne ilişki var? Bu büyük günde Osmanlı mehterinin işi ne? Bir kültür gecesinde gösteri yaparsın anlarız da Türk Silahlı Kuvvetlerinin bayramında işleri neydi ? Hem neden bu birlik en az aynı sözlerle üç kez açıklandı? Askerden çok alkış aldılar, söyleyin nedendir?

Bir de nasıl bir törendi o öyle? Halkın olmadığı , üstü açık bir araçta kutlama yapan yetkililerin bu araca eşlik eden motorlarla geçtiği, kimselerin olmadığı bir bayram kutlama alanı. Yolları boş, çevresi boş, daha öteleri bile boş… Geçit yolunun bir yanı yeşil çayır, tepelik, bir yan da üç beş insan…

TRT’nin diğer kanalları futbolla, dünyanın haberleriyle şunla bunla uğraşıyordu. Bir de gündüzün bayram kutlanacak, millî duyguları canlandıracak, çocukları eğitebilecek bu saatine, canlı yayından sonra, “Atatürk’ün Fikir Sofraları” adında izlenmeyecek, bugünle hiç ilgisi olmayan bir yayını koydular bunlar biliyor musunuz? “Dostlar alışverişte görsün” dercesine. Siyah- beyaz resimler, üç beş kişi tek düze konuşuyor.

Ruhlarımıza saldırıyı deniyorlar, beyinleri bulandırıyorlar, toplumu millî duygudan yoksun bırakmayı amaçlıyorlar. TRT Avaz bulmuş Türkçeyi yarım yarım konuşan bir yabancı kadını, onu sunucudan saymış, Heybeliada’da turist gezdirtiyor. Rus kadın turistler kendi dilleriyle uzun uzun konuşuyorlar. Manavlarda meyveler…Faytonlar… TRT’nin sunucusu yarım Türkçesiyle başı gözü yarıyor, Türkçemizle alay ettiriyor…

Devletin televizyonunun yerini sanki Başkent Televizyonu (Kanal B) almıştı. Hem gece hem gündüz doğru dürüst yayın yaptılar…

Atatürk Kültür Merkezi alanındaki tören Türk Yıldızlarının gösterisiyle sona erdi. Töreni sunan asker ( sunucu) sözlerini şöyle bitirdi:“Sayın Cumhurbaşkanı Vekilim… Tören sona erdi.

 

Yüce Atatürk’ün ruhu şadolsun!

 

Bu bayram Yüce Türk Milletine kutlu olsun!”

Bu son yıllarda duymaya alışmadığımız coşkulu sözler şaşırtıcıydı.

Bu duymaya hasret kaldığımız sözlere sevinemedik, sevinç gözyaşları dökemedik bile. Çünkü ortada ne zafer kazanan ordumuz vardı… Ne Türk Ulusu’nun ordusuyla birlikte kutlayabildiği bir bayram!

Ne de bizi yönetenlerden, milletimize “Türk Milleti” diye seslenebilen bir yönetici vardı…

Komutanları esir alınmış ordulu günler… PKK’lı canilerin iyice azıttığı, vekillerin canilerle kucaklaştığı, üstelik bu kucaklaşmayı bu sözde vekillerin savunabildiği günler, devlete korkmadan başkaldırıldığı günler… Yol kesilip araçların durdurulduğu, araçların yakıldığı, yollara bombalar yerleştirildiği günler…

Neredeyse her gün bir askerimizin şehit edildiği günler…

İçimiz buruk izlediğimiz bayram töreni bitince akşamki bayram kabul törenlerinin (resepsiyon) bu kez kişisel nedenlerle iptal edildiğini öğreniyoruz.

Geçen yıla kadar askerin kutlamaları kabul ettiği, askerin üstlendiği bayram kabul töreni, bir oldu bittiyle el değiştirmişti. Şimdi ise iptal ediliyor.

Aynı anda bilgi ağı gazetelerinde şöyle bir haber okuyoruz. Resim görüyoruz.Televizyonlar da hasta yatağında oturur görünen Cumhurbakanı resmini gösteriyorlar. Türkçesi “Cikcik” anlamına gelen“Twitter” denilen bir yerde bu resim ve bu mesaj yayınlanmış.

“Gül, Twitter’dan şunları yazdı:

 

Herkese merhaba. Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı. Tüm vatandaşlarımın 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyorum.Çok istememe rağmen, doktorların tavsiyesi üzerine törenlere katılamıyorum…”Bu haberin altına Birsen şunları yazmış:

“Rabbim sizi başımızdan eksik etmesin. Rabbim iktidarınızı daim etsin..Kıymetli ellerinizden öperim..”Yazımda olmayan, kendi uydurduğu yanyana iki noktalarla tümcelerini bitiren Birsen, sanırsınız dinî bir törende dua ediyor. El açmış ihsan bekliyor…

*

Kısaca, 30 Ağustos 2012 yılının Zafer Bayramı kutlaması böyleydi:

Atatürk anıtlarına izinle çelenk konulabilen bir bayram geçirdik.

Bayramlarımız elimizden alındı. Bu bayram elimizde kalan son bayramımızdı. Ona da bir bahane buldular.

Geçen yıl 29 Ekim’de Cumhuriyet Bayramı kutlamaları deprem bahane edilerek kaldırılmıştı. Bayram ertelenmemiş, bayramın toptan icabına bakılmıştı.

Sonra stadyumlarda kutlanması kaldırılan 23 Nisan, 19 Mayıs kutlamaları… Kutlu Doğum Haftası uydurularak önce içten içe sonra dıştan yıkılan 23 Nisanlar… Atatürk’ün huzuruna çıkılmadan, Atatürk’ün huzurunda saygı duruşunda bulunulmadan bayrama başlama… Anıtkabir ziyaretlerinin devlet törenlerinden çıkarılması. Küçük bir görevlinin yasak savar gibi anıtlara çelenk koyması… Çelenk koymak isteyen sivil toplum görevlileriyle çatışmalar…

Bir zamanlar ülkemize her gelen İranlı yetkili Anıtkabir krizi çıkarırdı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal’e saygısızlık ederlerdi. Son on yıldır bunu iktidar yapıyor. Muhalefet bu duruma tepkisiz kalıyor, ses çıkarmıyor…

Taşımalı eğitimle bayraksız- okulsuz bırakılan köyler, beldeler…

Geçmişi, şanlı tarihi unutturulmak istenilen ulusumuz… İçinde olmadığımız, taraf olmadığımız bir savaşa sürüklenmek istenen ordumuz. Köken, mezhep kavgalarına itilmek istenen, kışkırtılan halkımız…

Göstermelik yapılan bayram geçit töreninde geçen askerini ayakta, hazırolda izlemeyen, askerine saygı göstermeyen , askerini teröriste suçlatan, teröristin gizli tanıklığıyla şerefli komutanlarının onurunu çiğneten yöneticilerimiz, askerinin bir önceki Genelkurmay başkanına terörist denilmesine izin veren, bağımlı yapılan yargımız…

Dinsel eğitime geçecek olan okullarımız… Sömürge dili İngilizceye teslim olan, daha ilkokulunda bir oldu bittiyle Arapçaya başlanacak olan, millî özelliğini yitiren eğitimimiz…

30 Ağustos, Türk tarihinin belki de en önemli günü.

Bağımsızlığımızı kazandıran, Cumhuriyeti kurduran, sonra da bizi çağdaş bir ülke durumuna kavuşturacak gün…

Aklımızı başımıza devşirmenin zamanı gelmiş de geçmektedir.

Okullarından Gençliğe Hitabe kaldırılan, okullarında sabahları Andımız okunmayan, Türkçe ders saatlerinin azaltıldığı,Türk tarihinin doğru dürüst öğretilmediği, vatan haini Vahdettin’e ders kitaplarımızda artık hain denilemeyeceği, türbanın Kur’an Dersi bahanesiyle tüm okullara sokulacağı, başların ayak, ayakların baş olduğu bir dönemindeyiz ülkemizin…

Bir yanımız karamsar, umutsuz, can çekişiyor… Bir yanımız ise yeniden diriliyor. Bileniyoruz, olanları, olacakları görüyoruz, böyle giderse başımıza gelecekleri anlıyoruz, biliyoruz…

Yüce önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dilinden şu sözleri bir kez daha duyalım:

“Zafer , “Zafer benimdir” diyebilenin; başarı, “Başaracağım” diye başlayanın ve “Başardım” diye bitirenindir.”

Kurtuluşumuz Atatürk’ün yoluna dönmekle olacaktır.

Siz hiç Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı yönetmek için kurduğu meclise neden Türkiye Büyük Millet Meclisi dediğini düşündünüz mü? Buradaki büyük, meclisin büyüklüğü değil, milletimizin büyüklüğü. Büyük millet, Büyük Türk Milleti. Atatürk’ün ulusumuza sesleniş sözü: “Büyük Türk Milleti!”

Büyük milletimize güvenelim!

Başkomutan, yüce önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ordusu olan kahraman Türk Ordusu’nun 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun.

Atatürk 1928 yılındaki 30 Ağustos kutlamalarında, tebrikleri kabul ederken, bu zaferi kazanan ben değilim, savaş meydanında can veren, yaralanan, kendini esirgemeden düşmanın üzerine atılan kahraman askerler kazanmıştır. Tebriklerinizi Türk askeri namına kabul ediyorum, demiştir.

Büyük Türk Milleti’nin ordusuna güvenelim!

Feza Tiryaki,

30 Ağustos 2012

İLK KURŞUN

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!